24 Ekim 2010 Pazar

Kâfi

                   Ne çok değiştik yanlışlıkla.
       Senin işaret parmağın hâlâ aynı tatlı küt kesim.

        Oysa ben,
       Andersen'den bir harf bulmak uğruna
       zaman zaman Danimarka'ya gitmek isterim.

18 Ekim 2010 Pazartesi

Yıllanmış

Bir yıldan fazla süre önce eklenen fotoğrafta etiketlenmiş arkadaşımın adı. Facebook söylüyor. Bakıyorum "Ah zaman vah zaman" diyorum elbette.
Ne çok şey yaşıyoruz yahu bir yılda.
Aman da geçen sene bu zamanlarda...
Yok, biz hakikaten fazla acı çekiyoruz bazen. Bir de seve seve çekiyoruz çaktırmadan. Çok acayip.
Sonra üstüne üstlük küsüyoruz ya bazı hayat gereklerine. "Artık şunu bunu yapmayacağım, ben de öylesine bir adam olacağım, çok ağır geldi yaşadıklarım, ötesini kaldıramayacağım..."
E senin yaşın kaç da sevmelere bile küstün. Karşılıksız iyiliğin rengine bakmadan paketleyip yol kenarına bıraktın? Demezler mi, demesinler madem.

Erken ölümlere hiç alışkın değiliz biz. Oysa bu şehir, her akşamüstü ölüyor.

Ay turuncu. Yüzünü pencereye yapıştırmış. Sanki burası oradan sıcakmış gibi. Oradan daha fazla su varmış da, sanki ekmeklere bal-kaymak sürmüşüz de, bir müzik açmışız tükenmeyenden... Özenmiş güzellik. Yazık.


Fazla mutlu hissettiği zamanlarda da henüz çekilmemiş acılarını düşünüp üzülüyor.

Salak mıdır nedir acaba?
Bu salaklığı bâki midir nedir?

15 Ekim 2010 Cuma

Elbette hâlâ bayılıyorum
her gün başka bir kağıtla kaplayıp
üzerine renkli kabartmalı etiketler yapıştırdığın
ruhuna

10 Ekim 2010 Pazar

Kara Kutu


Yüzüne bir şarap güzelliği indi o an
allar pullar havaya saçıldı
ısrarla "yarın bugün oldu" diyordun    
"geçti gece"                    
ısrarla inanmak istemedi holdeki masa geçtiğine            
dünden kalmış elmalar bozulurdu
üstündeki külden bardak çoktan dağılırdı                      
tuzla buz sıkılırdı sarhoş kelebeklerden
  
Oysa büyük avludan gün ışığı eksilmedi aylarca.
Kurmalı müzik kutusu tınısını bitirmedi,
on derece birden değişmedi mevsim de.

Koskoca evde insan kalabalığı

çocuklar uyuyamadı ölüm korkusundan

düş kaçıran yelpazeyi birbirlerine saplamaktan

Oysa
hasta kapısında tek işarete muhtaç gibi yine
Yarın bugün oldu diyordun, geçti gece


6 Ekim 2010 Çarşamba

Masal

"Bir yokmuuş, bir yokmuuş" dedi masalın sonunda. Gel gör ki, en başından yok saymak gerekiyordu. Boşuna çevirdik renkli resimli sayfaları. Hani kerevetine çıkılıyordu sonunda? Sahi, kerevetine ne demek? En iyisi yok sayalım biz bu masalı. 
- Aaa baksana burda yapraklar var turuncunun yüzbin tonunda. Bir de bir kuş var simsiyah ama gagası tatlı bir turuncu.

                           
Yine de kemanın rengi sezilmiyor bir yan flüt edasında.