29 Mart 2016 Salı

Tanrım,

Ahri-ömr geldiğinde aklımdan geçecek film şeridine bu on dakikayı lütfen ekleyebilir misin?

Teşekkürler,
Elif.

28 Mart 2016 Pazartesi

15 Mart 2016 Salı

münasebet

narindin ne bileyim... ben de dedim, "işte biraz, ellerin filan..." diye.

bu kadar. geçti. iki yudumluk tanışım.

yakın hissetmekten ziyade; sanırım üzülmeni istedim. "ziyade" demesem daha iyi olurdu burda.
herhangi bir şey istesem, hemen yapardın. bunu anladığım an; sadece üzülmeni istedim.

bu kadar, geçti.

"gözlerinden düşür beni" diye diyordu adam, öyle uzaklardan.

white door - öncü hrant gültekin

8 Mart 2016 Salı

bu sabah metrobüsle boğaziçi köprüsünden geçerken dışardan korkuluklara sarıldığını gördüğüm üstü çıplak adam intihar etmeyecek sandım. oraya nasıl geldiğini, niyesini filan çok kısacık düşündüm. sağ gözünün kenarında minik bir damla yaş kalan kadınla aynı metrekaredeydik. o da gördü. başını iki yana salladı. ağlamaktan kalmış sandığım damla, soğuktan da kalmamıştı. ağlamamıştı da kadın. sanki o damla ile varoluyordu. bir iz gibi. makyajı, yüzü, ela gözleri filan... çok güzel geldi. köprüdeki adamı gördükten sonra; kadına baktım uzun uzun. sonra yaklaşan ambulansı gördüm, sonra taksim üst bostancı çift katlı otobüsünü. "birazdan trafik tıkanacak" demedim ama; trafik tıkanmamış dedim. işte hepsi bakıyor adama.
adam ölmüş. şimdi okudum haberini. adam atlamış. adam ölmüş. birisi, görünenden dışarı çıkmak üzere, köprünün korkuluğuna gidiyor. dışarı çıkmaz sanıyorsun, trafik diyorsun, üstünü çıkarmış diyorsun, kadın diyorsun, gözündeki yaş, ağlamış mı... diyorsun. hava diyorsun. yoksa bugün daha mı temiz ne...
adam, dışarı çıkmış atlayıp. bir kadın demiş ki adama "saatlerdir senin yüzünden trafikte bekliyoruz" demiş, o; atlamadan hemen önce. ah.
birazdan öleceğini bildiğin birine, ki bu biri göstere göstere yaşıyor bunu sana, bakmak ne garip.

bunları yazarken fark ettiğim bir şey var: özel isimleri ayırmaya yarayan 2nin üzerindeki ayraç simgesi artık çalışmıyor klavyemde. bugün kahve dökmüştüm, üzerine sileceğim diye iyice batırdım. bir şey olmaz sandım. olmuş. belki "editörüm" diyemem artık.

6 Mart 2016 Pazar

Günlükler

27 Kasım 2015 - Santander
"Bir aydınlanmaydı başıma gelen" dedim. "Ben artık yaşarım parasız da ve hiç olmamış evlatlarım olmadan da."

Bildiğimizden başka bir ülkede; şehrin bir ucundayız. Burda da köpeklerini gezdiriyor adamlar. Bekliyorlar köpekleri kakalarını yaparken sabırla. Sonra çekiştiriyorlar boyunlarından. Burda da.

Konser salonları boşalıyor. Siyah elbiseleriyle sokaklara çıkıyor, içerdekiler.

Bir kadın uyuyor benim de yattığım odada, saçları kırmızı. Periyodik olarak saçlarını kırmızıya boyuyor ve dışarı çıkıyor Cuma geceleri. Bir kadın, taş çatlasa 45 kilo.

Ben buraya gelmeseydim, bu kadın olmazdı. Oysa, bir kuş sakatlanmış gibi nefes alıyor şimdi yatağında. Odadaki eşyaların yerini değiştirip bir köşeye çekiliyor sessizce. Kollarını kesmiş vaktinde dört yerinden, izleri duruyor. Kendi canını çok acıtmış belli ki, hiç kimseye bir zararı yok.

Ben ise; kendimi bir civciv gibi avuçlarımda buluyorum bazen. Kapıda belirdiğimde yahut akşam vakitleri karşılarına çıkınca... Ya da gözlerimi dikince iri iri, çok korkuyorlar. Sanki hiç olmamışım önceden. Bir civciv gibi avuçlarıma pisliyorum bazen. Maviye boyuyorlar kötü boyalarla sonra, çocuklar annelerine satın aldırsın diye.

Allahım, bin musubet gelse başıma; açılmayan yerlerimden uzar mıyım? Nasıl kurulacağını anlatan kağıtları beraberinde gelen mobilyalara döner miyim?
Allahım, benim omuzlarım daracıkmış meğer. Sanırım bu öyle güzel bir şey değil.
Neden daha önce söylemedin?


Georgia O'Keeffe
Evening Star, No. III (1917)