3 Ağustos 2016 Çarşamba

Hubble Uzay Teleskobu

Tutuyorum elimde.
Tutuyorum niyetlerimi. Kötü niyetlerimi değil aman ha. Kötü niyetim yok ki... Benim.
Buna can-ı gönülden inanmalıyım.

Gözümün önünde dursun şimdi bu kitaplar. Hiçbirinin yazısı diğerinin sırtına kapanmasın. Şu ekranın da arkasında kalmasın görünmezlerim. Tutuyorum niyetlerimi.
Neyi adayacağım? Kimden? Kime?
Tam söylendiği an adı; ileri atılıp bulan o adam gibi kitapların oradalığını. Benim de sormam gerekmese, ezbere dolaşsa ellerim. "Ah" desem... "İşte, burdadır aradığınız." Açıklamalar ziyadesiyle yapılmıştır. Bombalar çoktan patlamıştır. Bazen aç kaldığınız; bazen kalmadığınız için sorumluluğun birazı sizdedir. Gördüğünüz kadar, görmedikleriniz için de. Konuştuğunuz derece kendini bilmez; sustuğunuz sürece kaçaksınızdır. Sizdedir.
Sokaklara çıkılmıştır ve nerede biraz fazla kaldığı hissi uyansa insanda; orada ölünecek sanılmıştır.

Unuttuğum o her şey var ya...
Hani sonra "unuttum" diyorum, tam yapmaya koyulurken. Yarım kalıp birkaç dakika sonra yeniden başlayan her şey. Bir yemeğe hazırlık yahut dolaba konuşu kışlıkların; bir adım atıp mutfağa gidecekken tam, geçip mutfağı öylece... Uykudan önceki 7. saniye gibi bu. İşte bu unutkanlık. Devam ederken öpüp okşuyor. "Hadiliği" bu, hayatın. Soymayı yarım bıraktığın soğanlara geri çağırıyor. Fakat, taşların renginde uzun süre tutmuyor insanın gözlerini. Kendi çocukluğunda yahut ahenginde bir çocuk telaşının. Tutmuyor. Astronot olmayı diliyor onlar. Bunu biliyorum. Düşler, telaşlar baki; okul öncesinde.

Günün ortası gibi; ruyalarımı da unuttum. Ekseriyetle çocukluğumu veren; yahut taşları, denizi, suyu... Bilmiyorum başka neleri.. Çünkü dedim ya, demiştim. Unuttum. Ve buna sığındım.
Öldürüyorum sinekleri, hiç canım yanmıyor öldürürken. Zararları olmuş mudur? Tabi ya, birinin olmuşsa; hepsi bundan sorumludur. Çünkü hepsi birbirinin aynı, benim gözümle bakınca. Şayet olmamışsa zararları da; elbette bunu yapacak güçleri vardır. Elimden kaçmamalıdırlar.

Tutuyorum niyetlerimi. Neyi adayacağım? Kimden? Kime?
Ah Tanrım, böyle giderse eğer biçtiğim beşeri, 50 yaşına geldiğimde, banyoda bırakıp ev terliğimi; uzaya doğru dalgalanan tırnaklarımı boyayacağım. Bunu istemiyorum.
Monastır, Tunus - Temmuz 2016

3 yorum:

  1. Ceren.. teşekkürler. Özledim seni.

    YanıtlaSil
  2. Ben de öyle. :)
    Ankara'ya yolun düşerse aklının bir kenarına düşeyim.

    YanıtlaSil