18 Mart 2017 Cumartesi

Supernova

İnsan bekleyip umut bağladığı şeylerin olmayacağını anladığı an, yeni bir güce bürünüyor. Umutsuzlukla kenara çekilmek anlamına gelmiyor bu. Kişioğlu kani olup, çabasını ve gücünü, inatla ve sabırla bıraktığı o koca boşluktan geri çekiyor sadece. “Tamam” diyor. “Olacağı yok.” Sonrası kısa süreli süper kahramanlık. Kendine tüm ihtişamıyla “Güç bende artık” diyebilir, hiçbir sakıncası yok. O gücüyle sakinleşip kendini toplayabilir, özünü yakalayabilir bile kim bilir. Ah tabii öyle bir ihtişam hala mevcutsa.

Çünkü kişi, o dönüm noktasına geldiğine, kendisini tüketip perperişan etmeden inanmıyor. Vazgeçmesi, bırakması için herhangi bir işaret bekliyor, ilahi yahut beşeri.. Buna rağmen genellikle bu ısrarının karşılığını ruhsal ya da fiziksel biçimlerde, her koşulda pek ağır alıyor. Kendisinin eski kendisi olmadığını, psikolojik girdaplarda boğulduğunu, hak etmediği muamelenin standarda dönüştüğünü, yahut böbreklerinin iyi çalışmadığını fark ediyor. Vücudu ağrı ve yara içinde kalıyor bazen de. Diyor ki, “Ah be süper kahraman, kendini ne hale getirdin Allah aşkına?”

Yanım omzum yenik süper kahramanlarla dolu. Boşluğa üflediğimiz ne varsa, sevinçleri de alıp gitmiş. Yine de bir yanımız kanmaktan vazgeçmiyor. Kanmayı direnmek ile eşdeğer tutuyor. Direnç gösterecek kıpırtımız yitiyor, dönüşüyoruz kendimizi aşağılayacak kadar. Metropollerde evsizleşen köy ağaları gibiyiz.

İç organlarımız birbirini tüketti, etkiye tepkimiz minimuma indi, uykumuz, huyumuz, suyumuz yitti ve sen süper kahraman hala mı demiyorsun "Tamam, olacağı yok" diye? Diyemiyor, bırakıp dönüşemiyor musun?

1 yorum:

  1. Elif Hanım,
    Merhaba,

    Sizin yazılarınızı tek sözcükle tanımlamak gerekse, "görkemli" derdim. Sözcük kadronuz hayli varsıl olduğu kadar, onları tümceye dönüştürme sürecinde birbirine perçinleyişiniz de bir o kadar çarpıcı. Sanki saklanmış ama etkisini gene de güçlü biçimde duyumsatan bir müzikalite geziniyor, satırlarınız arasında. Akademik gevezeliklere savrulmadan, bilgiçliklere bulaşmadan, sessiz-sâkin anlatıyorsunuz ve biz bunları okuduğumuzda, zihinsel-imgesel havzamıza, nasıl desem, kekremsilikle sentezlenmiş bir yalınlık yerleşiyor. Ege kıyılarındaki kırsal kesim sokaklarının havadarlığı gibi. Halktan insanların dolaştığı meydanlardaki konuşmalar gibi. En güzeli de, çok eski çağlarda kalmış çocukluğumuzun akasya kokulu bahçeleri gibi. Yazılarınızı izlemeyi sürdüreceğim.

    İyilikler, güzellikler dilerim.

    YanıtlaSil