3 Ocak 2021 Pazar

Arılar sardı arılar sarmıştı başımı
saçlarımın arasına karışmışlardı
Aklım şimdi oyuk oyuk
zihnimin peteklerinde yapışkan vızıltılar.

9 Kasım 2020 Pazartesi

İçimde varolan o küçük kızın bedeni
Büyüdü zamanla, serpildi kolayca.
Zamanı hatırlamıyorum.

26 Eylül 2020 Cumartesi

Kımıldanıyorum

korkularım başladı yeniden. birilerini görecek olmaktan ileri gelen veyahut görmeyecek olmaktan.
göremeyecek olmaktan doğan kaygı ayrıca da.
yaptığımın güzel olmayacağı endişesinden veyahut gerekliliklerden. yalnızlığın ağırlığından ve coşkunluğundan aslında.

kendime yalan söyledim.

bir ağaç altında, geceleyin göğü de ışığını ve sonsuz karanlığını sere serpe gören, oturmak öylece... böylesine uzak olmamalı. olmamalıydı. oldu.

aklımda hiç görmediğim ruyalar. benim o derin uykulara ihtiyacım mı var?

12 Eylül 2020 Cumartesi

 Biz kendimizde suç bulurken karşıdaki de kendisinde suç buluyor, böylelikle hiç kimse suçlu olmuyor. Bu unutkanlık değil, gıyaben temize çıkmak.

22 Ağustos 2020 Cumartesi

tahterevalliye tabletle bindim

Hiçbir anım yokmuş gibi benim.
Bir trende bir kadın görüyorum.
Bir adamın dizine uzatmış başını.
Veyahut çocuğuyla öyle.
Birazdan soğuk bir otel odasına varmış olacaklar. Ayaklarını sıcak su ile ovacaklar. Sarınıp uyuyacaklar, o pikeler nasıl da güzel kokar böyle yorgunluklara.
Hiçbir anım yokmuş gibi benim. 
Bunların hepsini biliyorum ama hiç, bir trende bulunmamışım gibi, 
İçime akıyorum öyle.


Tystnaden, 1963, Ingmar Bergman

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Fevgo

Ben bir yetimdim
O, toplumun hor görülen bir ferdi.
-söylediklerine bakılırsa-

Kasaya gelmişti,

-Bunların tadı güzel mi?
-Kahveyi tatmadım, bisküvi güzel.

Evlendik.
Ben küçük düzenlerde ustaydım.
O beni sarıp sarmalamada.
Başım omzunda,
Başı göğsümde.

-Gidelim mi?
-Oralarda kimsemiz yok ama.
-Buralarda var mı?
-Gidelim.

Tekstile girdim, çay ocağı açtı.
Başım göğsünde, nefesi içimde.
Ona bir oğul verdim,
Dünya serpildi, evimizde.
Bize baktı, onlara baktım.
Büyüdü ikisi de.
Biraz daha sesli konuşmaya başladı.
İkisi de.

Başım döndü, bayılmışım fabrikada.
Erken geldim,
Onu gördüm
Yatağımızda.
Elisa Kuaför’deki ağdacı kızla.
Battaniyeyi sermişlerdi çarşafın üzerine.

Yusuf’u aldım. Bir de valiz.
Trene bindik.
Dondurma yedik.
Yusuf hiç ağlamadı.
Ben biraz ağladım.
Geçti.

Pencereden kavak ağaçları geçti.
Nehirler
İrili ufaklı evcikler,
Bisikletliler...

Üçüncü şehirde indik.
Elleri avucumda,
Valiz sesi kaldırımda.
Kocaman gözleri Yusuf’un,
Şehrin sokaklarında.

Yağmur başladı.
Kapüşonlarımızı çektik başımıza.
Yusuf’un sesi renkli vitrinlerin camında.
Yürüdük, yorulmadık. Durduk.
Bana baktı, gülümsedi.
Elimi sıktı, canım yandı.
Gülümsedim, burnundan öptüm.
Uzaklara daldı bir an, geri geldi gözleri sonra.

-Dilediğin gibi bak oğlum, ne istersen onu söyle. Bu zaman bizim. Hoşgeldik.

El Muchacho, Anita Arellano, 2019









23 Mayıs 2020 Cumartesi

Kalp Çatığı

Sen gençsin. Ben sana bakıyorum.
İçinden aşan onulmaz bir neşe var.
Elin, kolun, saçının uçuş telleri bile öylesine uzaklara gitmek, havai danslar etmek için kıpırdanıyor. Ah bu acemi hal, sana nasıl da yakışıyor...
Onları dizginlemeye uğraşıyorsun. Yüzünde yeni tomurcuklar beliriyor.
Alını, morunu hiç karıştırmıyorum bile.

Bakan bir daha dönüp bakmak ister. Bakan bir daha bakmaya utanır, kendi geçmişinden. Sen gençsin. Güzelliğin nasıl da ışıldatıyor.
Gece öylesine bir an, zaman havada asılı kalmışken, sonsuz siyah boşluğu gözlerken, kıpırtısıyla önce gündüzki çalılığı, hemen ardından hayatın devinimi hatırlatan bir top ateş böceği gibi...

Sana ne bunlardan.
Bir dal kirazın sabah kızıllığı omuzlarının ucunda titriyor. Güneşin mahmurluğu geçsin diye bekliyorlar tatlanmaya...

Senden geriye kalacak hiçbir şey yok. Hayatta şimdi ne varsa, yaşayabilmek için üzerine tutunuyor.

Gençsin, yuvarlanan zeytin taneleri gibi karışmak istiyorsun toza toprağa... Yaşam bulan ne varsa, ebediliğinden güç alıyor.

Heyecanlanıyorsun hiç tatmadığın bir yemeği yediğin zaman. Vitrinde hareket edip garip şarkılar söyleyen o japon oyuncağını gördüğünde koca bir kahkaha patlatıyorsun.
Yeni öğrendiğin bir şeyler oluyor, 60'larda çekilen bir filmde görüyorsun. Yahut yeni bir şarkı.. Defalarca dinliyorsun, için coşuyor. Hemen anlatacak birilerine bakınıyorsun.
Merak nasıl da yakışıyor iri gözlerine.
İçini titreten heyecan, kirpiklerinden damlıyor birden. Ah hepsi, nasıl da can buluyor üzerinde... Hiç kimse güzelim, bunları sen gibi yaşadığını söyleyemez.

Sen gençliğindesin diye böyle, küçültmeye çalışacaklar olanı biteni. Onlara aldırma. Anladıklarını söyleyecek, zaten bildikleri şeyleri yaşadığını hissettirmek isteyecekler.
Hayır, inanma. Kimse bu iç tutuşları senin duyduğun gibi duyduğunu söyleyemez. Böylesi bir coşku belki de hiç yanaşmamıştır onların korkak kalplerine.
Üstlerini çetin kışlarda geceler boyu donan o kaskatı örtülerle kapattıklarından beri, içten içe öykünür de yanaşamazlar düşlerine. Aldırma...

Sesinin her telinde bitimsiz bir kıpırtı, benliğinde yaşama sevinci...
Kuşlar rayihanda cıvıldar senin.
Sular yüzünü arar kıvrılıp varmaya.
Gençsin, zamanın coşkusu nasıl yaraşıyor bedenine.

Alını morunu canım, hiç karıştırmıyorum bile...

Muchacha de Espalda, Salvador Dali, 1925