Gece fırtına şiddetlendi, rüzgarın uğultusu her yanı sardı. Kapılar kapandı, açıldı. Korktum, uyandım, aşağı inip etrafa baktım. O kadar yakından gelen seslerin bu evle bir ilgisi yokmuş. Uykum sürekli bu seslerle bölündü. Fakat rüzgarın sesiyle uyumak içime küçük oyuklar kondurmuş gibi. Uğultular içeriye girdi sanki. Garip hissediyorum.
Genellikle çok erken uyanıyorum. Sabahın erkeni de günün en hızlı geçen zamanı oluyor ne yazık ki. Bir bakıyorum saat 6 iken birden 8 oluveriyor. Güneş ilerliyor. Ay da sabaha karşı doğuyor şimdi. 05:30 gibi, görünüp kayboluyor. Yatak odasında, yatağın karşısındaki büyük pencere göğü görüyor, ardında ağaçlar, orman. Perde açık uyuyorum, uyanıp uyanıp yıldızlara bakıyorum. Gökyüzüne.
Geçen gün sapsarı; yarım aydan daha ince, hilalden daha kalın ay tam oradan çıkıverdi. Sanki beni o uyandırmıştı. Bir dürtü ile uyandım ve öyle sapsarı karşımda duruyordu. Üzerime doğmuştu sanki. Bakıp bakıp yeniden uyudum sonra. Ertesi gün kameraya almak istedim ama artık hilale dönmüştü. Bir günde böylesine incelmişti. beyaz oluvermişti rengi de.
Gökyüzünden bir örtü. Işıyor, kayıyor, kavga ve danslar ediyor üzerimizde. Altımızda keza öyle.
Birkaç ay evvel şöyle yazmıştım: "Göğü ve yıldızları sere serpe göreceğim bir yerde uyumak böyle zor olmamalıydı."
Şimdi bunu hatırlıyorum sık sık. Yola çıkıyorum. Yol beni götürüyor.
Gün doğuyor ve doğan gün dokuna dokuna ilerliyor üzerime, bir şifacı gibi.
"Bunun çiçeğine sen yetişirsin" diyor amca. İnşallah. İnsanın bir goncanın çiçek açtığını görebilecek kadar bir yerde kalabilmesi ne güzel. Tabiat kendi seyrinde, sen merakınla besliyorsun zamanı.
Şu küçük bahçede uçan, sürünen, yürüyen, konup kaçan ne çok canlı var. Burası onların koca evinin neşeli bir odası belli ki. Seslerinden, kımıldanışlarından belli.
"Hayat bu, belli mi olur..." Bu cümleyi seviyorum.
3 Mayıs 2021 Pazartesi
Nisan Günlükleri, 8 Nisan, Çiftlik Köyü
Nisan Günlükleri, 12 Nisan, Kayaköy
Burada bir süre dinlendim. Ben de gideceğim ben de. Aslında ait olduğum o yere.
Hayat dinginleşiyor. Ruhum dinginleşiyor. Tozum bile kalmayacak, bu taşların üzerinde.
Yol boyunca yürüyorum. Ayaklarıma kara sular inene dek. Yol bitmeden dönemeyecek gibi oluyorum. Yol bitmiyor.
Karşımda bir kilise. Cemaati çoktan gitmiş. Burası terk edilmiş bir yer değil. Sadece sahipleri artık burada değiller ve sahipleri olacak birileri artık yok..
Taşların üzerinde dinlendim. Karıncaların yollarına baktım. Uzun yol boyu yürürken, o mezarlığın yanında gördüğüm eski bir camiye girdim, yer yer ahşap. Kimse yoktu içeride. İmamın duvardaki çiviye astığı havluya baktım. Bir saat vardı duvarda, tıkırtıları çocukluğumdaki duvar saatinin tıkırtıları.
Kilisenin üzerinde bir ağaç yetişmiş.
Her şey bizim üzerimizde ve her şey bize onulmaz bir şefkat gösteriyor. Buna kuşlar da dahil.
Ben şu taşın üzerinde kalsam, öyle yüzyıllar boyunca. Sanki hep kalmışım gibi, buradaymışım gibi. Onunla bir olmam ne kadar sürer? Kabartısından belli olan o iki canlı fosiller gibi. Sanki ben hep burada kalmışım.
Başkasının eskisini kullanmaktan çekindiğim gibi çekiniyorum başkasının eskisine göz süzmekten. Ama bu taşlar.. Hep var olacaklar. Kıyamete kadar. Kucağında öyle ben. Çok iyi hissediyorum.
Ben artık çok iyiyim dedim anneme telefonda. "Anne, ben artık çok iyiyim."
"Gelecek zaman yüzünden kaygıya kapılmamalı. Çünkü bu, Tanrı'nın bileceği, O'nun ilahi görüşüne, sevgisine dayanan bir iştir. İnsanoğlunun hesabıyla henüz pek uzaklarda görünen şey, ilahi yazgının hemen bugününde yazılı olabilir. Böyledir bu, böyle olacaktır."
Fyodor Dostoyevski
Karamazov Kardeşler, (Bu olacaktır / V)
Nisan Günlükleri - 17 Nisan - Çenger Köyü
Tanıdığım şeylere tanıdığım yerlerinden yaklaşıyorum. Şu sarı çiçeğe taç yapraklarından mesela. Bildiğim yerlerinden selamlıyorum gördüğüm her şeyi. İnsan böyle bir varlık sanıyorum. Hafızayla müsemma.
Dağ başı bir köydeyim, kendime bir bahçe buldum oturdum. Uzandım sonra toprağa, sırtımı taşlara ovalattım. Gözümün önünde kır çiçekleri, papatyalar...
Ayağımda geziniyor bir karınca, etrafımda dağlar. Hepsi görebildiğim kadar. Gördüğüm kadarıyla varlar.
Fıstık ağacını fındık zannettim sonra, sadece onu bildiğimden. Neden sonra anladım fıstık olduğunu. İnsan bilmediğini de bildiğine yontuyor demek, bilmediğinden bilene kadar. Henüz görmediklerimin ise telaşında değilim. Tanrım iyileşiyor muyum?
18 Nisan 2021 Pazar
Sandalyede oturuyorsun, başın sağ yanına düşmüş, ellerin suda salınır gibi, boşlukta salınıyor, içten bir ahengi, bir dalgası var ellerinin. Saçların minik minik uçuşuyor, ufak rüzgarlar -sanki kırıntılara bölünmüş- arasından geçip gidiyor saçlarının..
Önünde alabildiğine sonsuzluk, farazi değil; gerçek bir sonsuzluk. Biz bir tepedeyiz, bir tepeden hiç bilmediğimiz, bilmeden geldiğimiz o yere bakıyoruz. Nereye?
İçeride Brahms çalıyor, sesi sana yaklaşıyor ve kapatıyor o şimdiye dek neredeyse her şeyi görmüş olan gözlerini. -ah ama.. yok yok Brahms değildir o.
Bu an sadece o an.. Sonsuza kadar sürsün isterdim. Elbette ki sürmeyecekti, elbette.
https://www.youtube.com/watch?v=CydoHnlWpEI&ab_channel=PenelopeHantzara
23 Mart 2021 Salı
Hayatı seviyorlar. Büyük bir tutkuyla hem de. Yaşama bağlılar, şöyle sanki görünmeyen çelik halatlarla. Ölmüş yahut henüz buradaki insanlara hayran oluyorlar. Onların yaptıklarına dikkat kesiliyorlar. Veyahut nefret ediyorlar onlardan. Büyük bir tutkuyla hem de. Kendileri insan değillermiş gibi. Yaradan'a inanmıyorlar. Öyle oluşa inanıyorlar. Aslında hiçbir şeye inanmıyorlar. İnsana ve eşyaya tutkunlar. Bir de güzel yiyeceğe. Çağdaş sanata ve de...
7 Mart 2021 Pazar
vişne şekeri
Bazı şeyler birden bire bitiyor. Biteceğine dair hiçbir zaman hiçbir emare göstermeyen o yaşam kesitleri...
Öylesine bir zamanda, ılık bir akşam vakti, saat 8-9 sularında, neşe içindeki konservatuar öğrencilerinin şehrin umulmadık bir yerinden otobüse binişleri bitiyor mesela. Yol boyunca coşup duran o serkeşlik, alelacele ses dalgalanmaları bitiyor.
Bir adamın -yahut kadın- 35'lerini henüz geçmiş, evine yaş pasta götürmesi bitiyor mesela. Pastayı tutan elinden sağ yanağına yayılan gülümsemesi bitiyor. Her sallantıda insanı tedirgin eden o ince karton kutunun naylon kurdele ile bağlanması ve kıvrılması ucunun.
Vişneli çikolata tadı, bitiyor.
Ankara'da bir belediye otobüsünde olmak artık, orada olmamaktan farklı değil. Biteceğine dair hiçbir zaman hiçbir emare vermeyen o yaşam kesitleri, sis içindeki duraklarda boğazıma dizilip kalıyor öyle. Ürperiyorum.
Akraba büyüklerinin evlerinden birinde, misafir için iyice ısıtılmış o salonda, yıllara yayılmış sözlerin ucu gibi yankılanan konuşmalar, onlara karışan gülüşler, türk kahvesinin kar soğuğuna eklenen kokusu bitiyor.
Elmaları soyarken aynı anda kuzulardan veyahut artık çok uzakta olan bir kuzenden-kimilerinin yeğeni- bahsedilen o mutlu Pazar günleri bitiyor.
Halı desenlerine ne çok bakar insan böyle günlerde...
Göz pınarlarımda birikiyor kırmızı - mavi tiftikler. Çekiniyorum.
